Barış Akarsu

5/7/2007

Otomobil kazadan sonra hurda haline geldi.Arkadaşlar barış akarsu hayatını 4 temmuz 2007 çarşamba tarihinde kaybetti doğum tarihi ise 28 haziran 1979 Tam arada 7 gün var 7 gün önce doğum günüydü...

HABER;

Muğla'nın Bodrum ilçesinde meydana gelen trafik kazasında, sanatçı Barış Akarsu ağır yaralandı, 2 kişi ise öldü.

Bodrum-Torba karayolu kavşağında meydana gelen trafik kazasında "Yalancı Yarim" adlı dizinin çekimleri için Bodrum'a geldiği bildirilen rock müziği sanatçısı Barış Akarsu ve 2 arkadaşının bulunduğu otomobil, Halil İbrahim Çetin yönetimindeki kamyonla çarpıştı.
 
Kazada, otomobilde bulunan Zeynep Koçak (20) ve Nalan Kahraman (37) yaşamlarını yitirdi.
 
Kazada ağır yaralanan Akarsu, kaldırıldığı Özel Bodrum Hastanesi'nde ameliyata alındı.
 
Akademi Türkiye adlı yarışmayla tanınan sanatçı Akarsu'nun, hayati tehlikeyi atlatamadığı öğrenildi.
 
Barış Akarsu'nun, hastaneye getirildiğinde solunum ve kalp fonksiyonlarının durduğu bildirildi.
 
Özel Bodrum Hastanesi Başhekimi Bedrettin Ulusoy, Akarsu'nun durumunun ciddiyetini koruduğunu ifade etti.
 
Barış Akarsu'nun hastanelerine getirildiğinde solunum ve kalp fonksiyonlarının durduğunu belirten Ulusoy, "Acil serviste yapılan müdahalenin ardından kalp ve solunum fonksiyonları geri döndü. Kafatasında meydana gelen kırıklar ve beyin ödemi nedeniyle hayati tehlikesi mevcut" dedi.
 
Beyin Cerrahı Abdullah Servet ise Akarsu'nun beyninde geniş bir ödem oluştuğunu dile getirerek, "Akşam çekilen tomografide tespit edilen ödemde herhangi bir gerileme yok. Burada ödem önleyici tedaviye devam ediyoruz. Şu an Akarsu'nun ameliyata alınması söz konusu değil" şeklinde konuştu.
 
Dr. Servet, kaza sırasında Akarsu'nun alkollü olup olmadığı konusunda ise incelemenin devam ettiğini kaydetti.


Lütfen okuyun...(küresel ısınma)

BİR BABA'NIN KIZINA YAZDIĞI MEKTUP

Canım kızım,
Şu anda derin bir uykudasın. Uzun zamandır bu kadar güzel bir uykuya dalmamıştın. Bugün karnını doyurabildin, kana kana su içebildin. Anneniz öldüğünden beridir çok zorlanıyorum. Siz daha fazla yaşayabilin diye, canına kıydığını size anlatmam mümkün değil. Henüz çok küçüksünüz. Sizi dünyaya getirerek çok büyük bir hata yaptığımızı geç de olsa anladık. Koca dünya, suyu biter mi? Koca dünya, aç kalmayız ki diye düşündük. Anneniz öleli 17 gün oluyor. Zaten hastaydı, ölecekti diye düşünmeyin. İyileşmek için daha fazla yiyeceğe ve suya ihtiyacı olduğundan kıydı canına. 2000'li yıllarda sıkça duymaya başladığımız bir konuydu küresel ısınma. Bu gidişe dur demek amacıyla bir protokol imzalanıyordu ülkeler tarafından. Türkiye, Avustralya ve ABD imzalamamıştı 2007 yılına girdiğimizde. Belki Türkiye'nin imzalaması için bir şeyler yapabilirdik. Mitinglere katılır, büyüklerimizin anlamasını sağlayabilirdik. Ama yapamadık. Bizim dünyadan daha önemli konularımız vardı o günlerde. Futbol liginde kimin şampiyon olacağı daha önemliydi. O günlerde Cumhurbaşkanımız seçilecekti. Öyle çok insan katıldı ki Cumhuriyet yürüyüşüne. O günlerde neyin daha önemli olduğunu anlamakta güçlük çekiyorlardı. Dünya ölüyordu, onlar nasıl yönetileceklerini düşünüyorlardı. Dünya olmasa, ülkemiz ve nasıl yönetileceğimiz o kadar büyük bir anlam taşımıyordu. 2025 yılına geldiğimizde açlık ve susuzluk had safhaya ulaşmıştı. Herkes, karnını doyurabileceği, su içebileceği yerlere doğru göç hazırlıklarına başladı. Ülke yöneticileri göçlerin önüne geçmeye karar verdiler. Kendilerine bile yetemiyorlardı ki. Göç edip ülkelerine gelenlere nasıl yetsinler? Açlık ve susuzluktan bitkin duruma gelenler ölüme terk edildiler. Bunun üzerine iç savaşlar başladı. Karnını doyuranlarla, aç kalanlar arasındaki bu savaşlarda binlerce insan can verdi. Zenginler de öldü, fakirler de. Ülkeler arasındaki savaşların çıkmasına ramak kalmıştı. Çıktı da. Ülkemiz yaşamak için elverişli ülkelerden biri durumundaydı. Önce sınır ülkelerle sorunlar yaşadık. Onlar daha çok su istedi. Biz daha fazla azalttık. Bizim topraklarımızdan çıkıyor diye, tüm suyu sahiplendik. Suyumuz aslında tam olarak yetmiyordu. Yalnızca içmek için kullanıyorduk. Banyo yapmayalı aylar olmuştu. Herkes kokuyordu, herkes hastaydı. Su, yalnızca biraz daha fazla yaşamamıza yetiyordu. Salgın hastalıkların üzerine, bir de savaşlar başladı. Bu savaşlar yüzünden su kaynakları tehlikeye girince, ülkeler ateşli silah kullanmadan savaş yapmaya karar verdi. Herkes tarafını seçecek. İki taraf büyük bir meydanda savaşacaktı. O savaşa beni de götürdüler. Sol kolum orada kopmuştu. Kaybeden taraf su kaynaklarını paylaşmayı kabul etmiş olacaktı. Tüm bu savaşlar, birkaç yıl fazla yaşayabilmek içindi. Dünya, yaşanmaz bir hale geleli yıllar olmuştu. Herkes kendi derdiyle uğraşıyordu. Aile içindeki kavgalarda bile, can veren insanlar oluyordu. Herkes yeteni istiyordu. Kendine yetebilen vermeye yanaşmıyordu. Tüm bu olacakları öngören insan sayısı o zamanlar çok fazla değildi. Onları dinlesek, tüm yaşananları, olmadan durdurabilecektik. Keşke o günlere dönüp düzeltme şansımız olsaydı. Keşke o günlere dönüp, sesimizi daha fazla çıkarabilseydik, ortak derdimizi herkese anlatabilseydik. 28 Nisan 2007'deki mitingi hatırlıyorum. Yüz binler bekleniyordu. Bu o zamanlarda iyimser bir tahmindi. Milyonların gelmesi gerekirdi. On binlere ancak ulaşılabildi. Sonraki aylarda bir miting daha düzenlendi. Belki de bu son şansımızdı. Aylardan Haziran'dı. Yine, umursamayanların sayısı daha fazlaydı. O güzel insanlar, biz anlayabilelim diye ellerinden geleni yaptılar. Açık Radyo dışında destek veren yayın kuruluşu olmamıştı. Diğerleri bize yalnızca dizi izletiyordu. Ne bir uyarı, ne bilinçlendirici yayınlar. Yalnızca daha fazla ratingi düşünüyorlardı. Devlet büyüklerimiz ülke çıkarları adına dünya için bir şeyler yapmaktan kaçınıyordu. ABD ne yaparsa, ne derse onu yapıyorduk. Canım kızım. Ben artık yanınızda olamayacağım. Kardeşine iyi bak. Siz birkaç gün fazla yaşayabilin diye, ben gidiyorum. Yanaklarınıza öpücük kondurup, çıkacağım bu karanlık delikten.

Bu arkadaş bu mu canına verdiğin önem 1 yorum bile yazamadın mı böyle insanlar var oldukça hepimiz öleceğiz

BU KONUYLA İLGİLİ YORUMLARININZI BEKLİYORUM...